5 Şubat 2017 Pazar

Siz hiç kokusu gitmesin diye koklamaya kıyamadığınız bir eşyayı kaybettiniz mi? Bakmaya içinde kaybolup hayallere dalmaya doyamadığınız gözlerden akan yaşlara sebep oldunuz mu? Yada sizin için atan bi kalbi kendi kalbinizle söküp atmak zorunda kaldınız mı.. Bunların hepsi size basit geliyor eminim. Yüreğinizin tam ortasına bi kum torbası koymuşlar ve siz nefes almaya çalışıyorsunuz ama yetmiyor nasıl yetsin ki yetmez. Bir kere güzel bi koku almış baharda burnunuz bi daha hep o kokuyu arıcak, o güzel kuşlar ötsün isticeksiniz yüreğinizde, güneş açsın sizi ısıtsın isticeksiniz.. o güneşte yanmaya bile razı olan gönlünüz gitmek zorunda kalınca nasıl hissedildiğini bilemezsiniz.
Kocaman bir kalabalığın, sıcacık bir sevginin içinde bile insan bazen kendini yapayalnız hisseder. Kendi kabuğuna çekilmek hiçbir şeyi duymamak, görmemek ister. Kapkara bir ormanda sis bulutları içinde yürüdüğümü hissediyorum, soğuk sert bi rüzgar esiyor iliklerime kadar işliyor ve o ses.. o şiddetli ses tıpkı çocuğunu kaybeden bir annenin çığlığı gibi öten rüzgar sesi beynimin için de dolanıp her hücremi bir bir öldürüp geçiyor ve ben hala nereye olduğunu bilmeden yürüyorum. Ortalık alacakaranlık ve bi daha güneş doğmayacak hissine kapılmış kendi yarattığım boşluğu yıkmaya çalışıyorum, ağaç dalları yoluma eşlik eder gibi yada beni takip eder gibi gölgeler bırakarak yanımdan geçiyor. İçim dışım bütün benliğim buz gibi.. Düşüncelerim hislerim bile artık donmaya başladı tıpkı parmaklarım gibi onlarında soğuktan hissini kaybediyorum. Ağır ağır benliğimi kaybediyorum..

15 Haziran 2016 Çarşamba

Gitmek

Dokunmadan sevmek ne zor.. Koklamadan öpmeden konuşmadan.. Gitmek peki hiçbir şey olmadan gitmek bir sevdadan, hiç gelmediğin, gelemediğin sevdadan gitmek ne zor bilmezsiniz. Onuda alıp gitmek istiyor, ciğeriniz yanıyor ama siz sadece yüzünüzde acı bir tebessümle, son kez arkanıza dönüp sevdanıza bakarak, bir daha geri dönmemek üzere yalnız başınıza gidiyorsunuz.. Gidiyorsunuz ama her gitmenizde bir parçanızı sokaklara, akan göz yaşlarınıza ya da alamadığınız nefeslere bırakıyorsunuz.. Git gide parçalanıyorsunuz ama siz farkında bile değilsiniz. Anın acısına kaptırmış nefes almaya çalışıyorsunuz sadece, tabi almak mümkünse eğer.. Bu defa başka tarafımdan vuruldum ama bu defa başkaydı, açıklayamadığım doğru kelimeleri bulamadığım kadar başkaydı. Biliyordum, içimde dünyalar kadar umut varken de biliyordum eğer olmazsa bu defa güzel parçalanıcağımı biliyordum. Ama hiç pişman değilim biliyor musunuz çünkü ben ondan sevdayı, emeği, saflığı ve samimiyeti öğrenerek gidiyorum. Ben en çok neyi sevdim biliyor musunuz? Yüreğimdeki duruşunu çok sevdim.. O kadar çok sevdim ki şimdi içimden atarken bu kadar zorlanmamın nedeni bu galiba. Çünkü çok güzel çiçek bahçeleri açmıştı yüreğimde kış günü o soğukta, ayazda, yalnızlıkta, hiç beklemediğim bir anda kelebekler uçmuştu. O bilmez beni ilk gördüğü günü.. Nereden bilecektim ki bu kadar vurulacağımı.. Olsun yine de art niyet yok içimde ona karşı. Yolun açık olsun, menekşe kokusunu bulman umuduyla seni uğurluyorum..

11 Haziran 2016 Cumartesi

İçsel

Beni boşverin ben sizden değilim olmakta istemiyorum.. Her sabah Güneş'in doğuşunun verdiği huzurla içi mutluluk dolan, her akşam gün batımına karşı hüzünlü bir şekilde kahvesini içen biriyim, basit sıradan hayatımda aslında hiçte sıradan olmayan düşünceler içerisindeyim. Kimselere anlatmak gelmiyor içimden mesela bir çocuğun yüzündeki gülümsemenin beni mutluluktan ağlatacak kadar sevindirmesini kim anlayabilir ki yada uzun zamandır dinlemediğim bir şarkıyı yıllar sonra dinlediğimde bana o acıları o mutlulukları tekrar her hücreme kadar yaşattığını nasıl kanıtlayabilirim ki. Her gün koşuşturma içinde yürüdüğünüz yoldaki kaldırım taşları arasından sıyrılıp büyüyen çiçeğin kim farkında yada o yoldan defalarca geçmiş bir insanın hiç o yoldaki insanların gözlerinin içine bakıp onların hayatına bir saniyede olsa dahil olmayı kim biliyor, o bir saniye de acısı mı var, sevinci mi, heyecanı mı yada beklediği mi var anlamaya çalışmanın verdiği hırsı kim hissediyor ama en önemlisi insan olmanın yaşamanın verdiği çıldırasıya umudun kim farkında hangimiz bunu hissediyoruz. Düşünsenize yaşıyorsunuz hala kalbiniz kan pompalıyor ama sizin daha önemli işleriniz var mesela bir çiçekle konuşmaktan daha önemli işleriniz var yada bir kitabın kokusundan mutlu olmaktan başka daha önemli işleriniz var, sebepsiz yere gülmekten daha mı önemli yaptığınız işler, yaşlı bir insanın elini tutup onun hayatına dair, yaşanmışlıklarına dair izler taşıyan gözlerine bakıp sıcacık gülümsemekten daha önemli işleriniz var.. Dediğim gibi beni boşverin ben sizden değilim olmakta istemiyorum. Beni anlamaya çalışmayın çünkü size yardım etmeyeceğim beni anlayan zaten gözlerime farklı bakıyor siz o çok önemli işlerinizi yapmaya devam edin.. Beni boşverin.

3 Haziran 2016 Cuma

Önsöz

Yoksa sizde benim gibi kitabın önsözünü en son, kitabın arkasını ilk okuyanlardan mısınız? Yani demem o ki siz insanları tanımadan okumaya çalışıyor musunuz? Yada siz dış görünüşe aldanıp hayallerinizdeki karakterleri kitabın kapağına yapıştırıyor musunuz? Burada kitabın kapağı insan oluyor, sizin tabirinizde dış görünüş. Ama ben artık ilk önsözü okumaya başladım. Çok merak ettiyseniz söyleyeyim artık kitabın arkasında ne yazdığı pekte umrumda değil..

3 Mayıs 2016 Salı

Ne umutlar sığdırdım küçücük zamanlar içerisine.. Ne hayaller kurdum hiç haberi olmayan gelmeyenime, ne gelecekler yazdım rüyalarım da kimse bilmez.. Saçlarım beyazlamış, yüzüm kırışmış, ellerim buruş buruş olmuş rüyalarımda, geceleri yıllarca yaşayıp, sabahları onsuzluğa uyanmaya alıştım. Alıştım alışmasına ama geceleri çok yaşlandım, ömrümden ömür gitti, onun ömrünü rüyalarımda ömrüme katarken. Şimdi unutmuş gibi yapıyorum, hiç acı çekmemiş, onun için ağlamamış, onun için yaşlanmamış gibi görüp geçiyorum artık hayal de kurmuyorum. Rüyalarımda çok yaşlanmışım ama beni gençliğime getiricek kimse yok.. O yok, ben yokum hiç olmadık ki zaten. Mutluluğa sanki bu sefer daha yakındım, en azından boğazımdaki düğümden daha yakındım her gece.. Ve ben yine her gece onu hatırlıyorum. Beni çok yordun senden çoktan gittim ama rüyalarım seni bırakmıyor.

28 Nisan 2016 Perşembe

Kendi Gökyüzüm

Çıkmazlar içinde kaldım yine. Sokaklar, gözler, kalpler çıkmazda hep.. Daha yola giremeden çıkmaz üstelik. Yolunu bulamayan göçmen kuşları gibi şimdi sevdam hiç mi bulamayacağım hiç mi göçemeyeceğim bu gökyüzü bana dar geliyor kanatlarım üşüyor, bu soğukta rüzgarda daha fazla direnemiyorum çıkmak kurtulmak istiyorum kanatlarım çatlarcasına çırpınıp duruyorum ama olmuyor.. Onun gözleri gözlerime değdiği an bütün çabalarım kırılıyor.. Dikiş tutmayan bir kumaş parçası gibiyim sürekli yama yapılan ama hiçbir zaman eskisi gibi olamayan bir parçayım.. Rengim solmuş bu gökyüzünün güneşi bile bana iyi gelmezken nasıl durayım ki nasıl yolumu bulayım bana yol gösterecek ağaç bile kalmadı ki yosunlarına bakayım.. Birinin beni bulup buradan götürmesini de bekleyecek sabrım kalmadı.. Zaten kimsenin kimseyi bulma telaşıda yok. Bu devirde kimse sizin kalbinize bakmaz ki sadece çalışıyor mu diye kontrol eder. Ama olmaz ki kalbim bu kadar acıya bu kadar nefessizliğe dayanmıyor. İşin kötü tarafı ben şuan kimsenin gökyüzündeki kuş değilim ve olamadımda yani aslında aradığım şey bir gökyüzü de değil kafeste değil. Nede bir ağaç kenarındaki yosunda değil ben yolumu bulurum fakat bulmak istediğim yolda değil ki. Siz beni hiç anlamıyorsunuz. Benim aradığım bana eşlik edecek beraber gökyüzü aramaya gidecek bir yoldaştı. Bulamasakta zarar değildi. Kimsenin gökyüzüne muhtaç değilim benim hayalimde ki gökyüzü bana yeter. Gökyüzümde uçmayı hak edecek kuş yoksa bu benim ayıbım değil.